Aynı Sözü Kaç Farklı Biçimde Söyleyebiliriz?

Hiç düşündünüz mü?

Bir şeyler ağzınızdan çıkmadan önce, “Ben bunu başka bir biçimde de söyleyebilir miyim?” diye kendinize soruyor musunuz? 

Farklı bir tonda, daha incelikli bir üslupta, seçtiğimiz kelimeleri değiştirerek yine de aynı mesajı iletebilir miyiz?

Dil, hayatımızdaki en güçlü köprülerden biridir. Söylediğimiz şey kadar, nasıl söylediğimiz de ilişkilerimizi belirler. Sert bir tonda kurduğumuzda duvar örebilen cümleler, yumuşak bir üslupla söylendiğinde kalpler arasında köprü kurar.

Bir müzik enstrümanını düşünün: Aynı nota, alt telde de çalınabilir, üst telde de. Nota değişmez ama tınısı değişir. İşte günlük iletişim de böyledir.

GÜNLÜK HAYATTAN KÜÇÜK SAHNELER

Arkadaşlarımızla:

  • “Yine mi geç kaldın?” dediğimizde yargılarız.
  • “Merak ettim, bir aksilik mi oldu?” dediğimizde ise anlayış gösteririz.

Tanımadığımız kişilerle:

  • “Ne bakıyorsun?” dediğimizde meydan okuruz.
  • “Bir şey mi söylemek istediniz?” dediğimizde diyaloga davet ederiz.

Aile içinde:

  • “Sus artık!” kolaydır.
  • “Beni biraz dinlemeye ne dersin?” daha incelikli bir istektir.

Evlilikte:

  • “Sen zaten hep böylesin!” kapıları kapatır.
  • “Bu konuda farklı düşünüyoruz, biraz konuşabilir miyiz?” kapıları aralar.

Komşulukta:

  • “Arabayı yine yanlış yere koymuşsun!” kırgınlık üretir.
  • “Arabanız yolu kapatmış, rica etsem biraz ileri alabilir misiniz?” komşuluğu korur.

Alışverişte:

  • “Bozuk ürün vermişsiniz, alın bunu hemen değiştirin!” gerginlik çıkarır.
  • “Üründe bir sorun olmuş, acaba değişim yapabilir miyiz?” çözümü kolaylaştırır.

İş hayatında:

  • “Bu raporu yanlış yapmışsın!” yargılar, kırar.
  • “Birlikte üzerinden geçelim mi, belki eksikleri tamamlarız?” işbirliğine davet eder.


TON SKALASI

Aynı mesajı farklı tonlarda söylemek, hızını değiştirdiğimiz araba gibidir.

  • Sert: “Çekil önümden!”
  • Normal: “Kenara geç.”
  • Nazik: “Kenara geçer misiniz?”
  • Çok nazik: “Size zahmet, biraz kenara geçebilir misiniz?”

Mesaj aynı ama bıraktığı etki farklıdır. 30 km ile gidilen yolda güven hissi vardır; 120 km ile gidilen yolda risk artar. Dilimizin hızını biz ayarlarız. 

Gaza ne kadar bastığımızın ve kaç kilometre hızla gittiğimizin acaba farkında mıyız?


BAĞLAMI GÖZETMEK 

Aslında hangi yolda ne kadar hızda ilerlememiz gerektiği gibi her yerde aynı tonu kullanmamız da uygun olmaz. Örneğin:

  • Acil serviste: net ve hızlı olmak gerekir.
  • İş yerinde: ölçülü ve profesyonel.
  • Evde: sabırlı ve yumuşak.
  • Çocuklarla: sevgi dolu ve sabırlı.

Nerede olursak olalım, hızımızı ve tonumuzu aynen trafikteki gibi yeniden ayarlamayı bilmeliyiz. Yani “nezaketli olmayı” öğrenmeliyiz.


NEDEN NEZAKET?

“Nezaket” çoğunlukla yanlış anlaşılan bir sözcük. Çoğu zaman “yumuşak olmak” sanılıyor. Oysa nezaket, her durumda yumuşak olmak değil; doğru zamanda doğru üslubu seçebilmektir.

Nezaket, başkasını yok saymadan, küçümsemeden, onurunu incitmeden iletişim kurabilmektir.

Bazen doğrudanlık gereklidir ama nezaketle söylenen sert söz bile kabalık gibi algılanmaz.

Çünkü nezaket sadece sözü değil, kalpleri de yumuşatır. İlişkilerimizi güçlendirir, güven inşa eder.

Sert sözler karşı tarafı savunmaya iterken, nazik sözler işbirliğine davet eder. Bazen tek bir kelime farkı, yılların dostluğunu kurtarır.

Yunus Emre’nin dizeleri de bunu anlatır:
“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.”

Hepimizin bildiği bir atasözü de aynı hakikati hatırlatır:
“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.”

Bu yüzden nezaket bazen bir gülümseme, bazen iki kelime fazladan söylemektir. Bazen incelik gösterip susmaktır, bazen “haklısınız” demektir, bazen de “önce siz buyurun” diyebilmektir.

Ne demiş Sadi Şirazi?
“Yanlış üslup, doğru sözün celladıdır.”


SON SÖZ

Hep söylüyorum: 

İletişim, anlamak, anlaşılmak ve anlaşmaktır. Neyi, kime, neden, nerede, nasıl ve ne zaman söylediğimizdir. Aynı şeyi söylemenin onlarca yolu var ama içlerinden en güvenli ve en anlamlısı nezaketle söylemektir.

İnsan ilişkilerinin mühendisliği belki de tam burada başlar: aynı mesajı farklı tonlarda vererek hem karşımızdakine saygı göstermek hem de köprüleri sağlam tutmak.

Unutmayalım: 

Bazen hayatı değiştiren şey, yalnızca ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimizdir.


Prof. Dr. Erkan Yüksel